1800’lerde bazı bulldog üreticileri daha sert ve çevik köpekler üretmek umuduyla yeni şeyler denemeye başladı. En güçlü ve vahşi bulldoglarını yine en atik ve ateşli terrierlerle çiftleştirmeye başladılar. Bu melezlemeler köpeklerin boyutlarını azaltıp onları daha çevik ve etkili kılarken güçlerini kaybetmeksizin dövüşkenliklerini daha da arttırmayı başardı. Bu köpeklere “Bull ve Terrier” ya da “Yarı Yarıya” gibi isimler veriliyordu. Bu köpekler görünüm olarak tamamen melez özellikler sergilemekteydi. Melezlemelerde sadece en iyi dövüş potansiyeli gösteren terrier ve bulldoglar çiftleştirildiğinden henüz ortada bildiğimiz safkan bull ırkları (İngiliz Bull Terrier, Staffordshire Bull Terrier, Amerikan Pit Bull Terrier/Amerikan Staffordshire Terrier ya da Boston Terrier) yoktu.
1850’lerden önce bir
“Bull ve Terrier” nadiren bir diğerine benziyordu. Zamanla birbirleriyle çiftleştirilmeye başlanmasıyla daha belirgin bir ırk halini aldılar. Yine de 19.yüzyıl kitaplarına bakıldığında bulldog’un
“bull ve terrier” mi yoksa gerçek
“bulldog”un karşılığı mı olduğunu anlamak güçtür. Çoğu bull ırkı o dönemlerde yeni yeni ortaya çıkıyordu ve hangisinin hangisi olduğunu anlamak gerçekten de zordu.
1860’dan sonra İngiltere’nin maden ve çömlekçi şehirlerinde yaşam kalitesi yükseldikçe köpek dövüşlerine ilgi tamamen kaybolmasa da azalmaya başladı. Aynı dönemlerde “Tazı Yarışları” popüler olmaya başlamış ve Whippetların hızla yıldızı parlmaıştı. İşin ilginç yanı yumuşak huyluluğu ve sürati ile tanınan Whippet’ın üreticileri de yine aynı insanlardı.